tırtıl
- Ceren EFE

- 30 Haz
- 14 dakikada okunur
“85 yaşında erkek. Karısı ve oğluyla beraber yaşıyor. Dün geceden beri eve dönmemiş.”dedi elindeki kağıdı arabanın arkasına doğru sallayan iri yarı adam. “Bir yerlerde ölmüştür. Çok şaşırtıcı bir şey değil.”dedi arabadaki ikinci adam, kolunu üçüncü adamın omzuna atarken. “Eğer bu işi ciddiye almayacaksan gidebilirsin. Senin yeteneğin olmadan da çok dava kapattık.”dedi elini iterken. “Bu kişisel bir mesele gibi, ben dışarıda bekleyeyim.”diye söylenerek aceleyle dışarı atladı ilk adam. Bu kavgaların sonu olmadığını bilecek kadar aralarında kalmıştı. Eve baş ağrısıyla dönmek istemiyorsa bu konulara karışmamayı öğrenmişti. “Yeteneğim olmadan da çok iyi bir iş çıkaracağını tabii ki ben de biliyorum. Benim gibi özel bir insan olmasan da elinden gelenin en iyisini yapıyorsun. Buna saygı duyarım.”dedi V, yüzünden çok rahat okunabilen bir saygısızlıkla elini tekrardan Malus’un omzuna koyarken. “Bu cümlede beni en çok şaşırtan şey saygı kelimesinden haberdar olman.”dedi Malus, V’nin elini tekrardan iterken. Malus araba kapısını sertçe çarparak dışarı çıktı. En azından içlerinden birinin iş bilinci vardı. Evin içine girmeden, az önce arabadan kaçarcasına çıkan memurun yanına yaklaşıp profesyonelliğini koruyamadığı için özür diledi. V’nin umursamazlığından çok çeken bir meslektaşı olarak memur anlayışla başını salladı. Malus arkasını dönerek evin kapısına doğru yürüdü. İçeride onu bekleyen endişeli bir aile vardı. Not defterini çıkarıp içeri girdiğinde, tekli koltuğa yayılmış ve ayaklarını neredeyse çaprazındaki yaşlı kadının kucağına kadar uzatmış V’yi gördü. Bıkkınlıkla derin bir iç çekti. Acılı ailenin önünde olay çıkarmak uygun olmayacağı için onu görmezden gelmeye karar verdi. Zaten ne derse desin V’nin arkasında onu destekleyen kocaman bir büro olacaktı. Dünya üzerinde görülmemiş bir yeteneğe sahip olduğu için kimse onu kaybetmeyi göze alamıyordu. Kurallar onun keyfi için esnetildikçe esnetiliyordu. V ise bundan faydalanmaktan hiç kaçınmıyordu. Malus’un dayanamadığı da yeteneği sayesinde hayatında bir gün bile varını yoğunu ortaya koyup çalışmamış insanların şımarıklığıydı. Nerede nasıl davranacağını asla bilmiyorlar ve yaptıkları her şeyin arkasındaki insanlar tarafından normalleştirileceğinden emin olduklarından utanç diye bir duygu hissetmenin yakınından bile geçemiyorlardı. V’nin olduğu yeri hak ettiğini düşünüyordu tabii, yeteneği inkar edilemez derecede ilginçti ancak kimsenin ona karşı çıkmadığı bir gerçeklikte yaşamaktan kafasının bulandığını düşünüyordu. Elinde tuttuğu güç onun empati duygusunu günden güne köreltiyordu ve yakınındaki insanlar onu bir kabiliyetten ibaret olarak gördüklerinden bunun farkına varamayıp onu durmadan pohpohluyorlardı. Her şekilde bu sonu kötü bitmeye mahkum olan sessiz bir anlaşmaydı.
Malus ailenin tam karşısında durdu ve hepsinin yüzlerini inceledi. Ağlamaktan perişan olmuşlardı, ne yapmaları gerektiğini bilmeden öylece oturuyorlardı. Çoğu insan hayatlarında polisleri evlerine kadar getirecek olaylarla karşılaşmadan yaşayıp gidiyorlardı. Kimse kayıp vakalarıyla uğraşmaya hazırlıklı olamayacağından onları ve yaptıklarını elinden geldiğince alttan almaya çalışırdı. Ama ailenin şansızlığına bakarsak ilk konuştukları kişi V olmuştu. “Babamı bulabilecek misiniz? Hiç umut var mı?”diye sordu adam, koltukta V’nin saygısızca yatışını görmezden gelerek. “Şimdi gözünüzden yaş akacak.”dedi V bacaklarını sallarken umursamazca. “Anlamadım.”dedi adam kaşlarını çatarak. V’nin de kaşları adamla beraber çatıldı ve oturduğu koltukta hafifçe doğruldu. “Tuhaf… Genelde işe yarar” dedi düşünceli bir şekilde. Ardından “Şimdi sesinizi yükselteceksin.”diye ekledi. “Buraya oyun oynamaya mı geldiniz? Karşımızda yayılmış bizimle dalga geçiyorsunuz! Alın sesimi yükselttim hak ettiğiniz de bu zaten.”dedi adam sinirini içinde tutamayıp artık ayağa kalkarak. Annesi oğlunun kolundan tutup sakinleştirmeye çalıştı. Malus da temkinli bir şekilde adama yaklaşıp oturmasını rica etti. Ekip arkadaşı adına hiç içinden gelmeyerek özür diledi. V ayağa kalkıp adamı görmezden gelerek Malus’a doğru “Anladım. Sen de bana yetiştiğinde dışarı gelirsin. Yeteneğime ihtiyacın yoktu doğru hatırladıysam.”dedikten sonra somurtarak dışarı çıktı. “İşini elinden almaları gerek. Utanmaz herif!”diye hala arkasından bağıran adam Malus’un devamlı ısrarı üzerine oturup derin bir nefes aldı. Ağlamasını durduramayan annesinin omzunu sıvazladı. “Babanızı en son nerede görmüştünüz?”dedi Malus buraya gelme sebebine geri dönerek. İş arkadaşı yanında değilken işini yapması çok daha kolaydı nedense… “Her sabah arkadaşlarıyla tavla oynamak için dışarı çıkar ve akşam geç saatlerde anca geri dönmüş olurdu. Dün gece ben işten geç döndüğüm, annem de erken uyuduğu için dönmediğini fark edemedik. Bu sabah evde olmadığını anlayınca hemen size ulaştık. Eğer biz geç fark ettiğimiz için başına bir şey geldiyse…”dedi adam ellerini kafası arasına alarak. Böyle duygusal anları elinden geldiğince hassasiyetle yönetmek için eğitim almış Malus “Lütfen çoktan yaşanmış şeyler için kendinizi suçlamayın. Bize doğru ve nitelikli bilgi verdiğiniz sürece en kısa sürede babanızı bulabileceğimize inanıyorum. Olabilecek her kötü şey sadece suçu işleyen kişilerin vebalinde olabilir. Masum biri olarak kendinizi bu şekilde yiyip bitirmeniz size zarardan başka hiçbir şey getirmez. Babanızı hiç getirmez. Bize babanızın gittiği yerin adresini verin ki bir an önce onu bulup getirebilme yolunda adım atalım.”dedi ayağa kalkıp adamın oturduğu koltuğun arkasından geçerken. Yaşlı kadın ve adamın dikkati dağınık birbirlerine bakarken arkadaki pencerenin pardesini kapattı. Dışarıda ağzını cama yapıştırıp üfleyerek ona mesaj yazmaya çalışan V’nin suratı da böylece kayboldu. “Teşekkür ederiz bu kadar yaşlı bir adamı bile önemseyip araştırdığınız için. Yüzünüzden bile ne kadar güvenilir olduğunuz anlaşılıyor.”dedi adam. Koltuğun tekrar önüne geldiğinde adamın yüzüne sıcak bir gülümseme ile baktı. Yaptığı işi gizemleri çözüp zekasını kanıtlamak için bir araç olarak gören insanlardan her zaman rahatsız olurdu. Yapılması gerekeni yapmak ne zamandan beri övünülecek bir şey olmuştu? Kurbanın yakınlarının suçludan ve polisin kendisinden daha değerli olması gerektiği kanısındaydı. En çok acıyı çeken göz ardı edilip acıyı çektirene verilen sonsuz ilginin kusurlu bir sistem ve heyecan arayışı için her şeyi yapabilecek kişisel bilinç yoksunu insanlığın bir sonucu olarak görürdü.
Kapıdan çıktığında hemen sağ tarafında V’nin iki tane adamla konuştuğunu gördü. Adamlar V’yi aralarına almış oradan oraya ittirerek şakalaşıyorlardı. Artık gitmeleri gerektiğini söylemek için onlara olabildiğince yavaşça yaklaştı. Bu zorbalamadan keyif almayacak kadar da iyi bir insan değildi sonuçta. “Yeteneğini kaybediyorsun demek. Adamın yapacağı hareketi ikinci konuşmanda tahmin etmişsin.”dedikten sonra onca yıldır içinde tuttuğu intikamını alır gibi kahkaha attı adamlardan biri, tekrardan somurtan V’nin sırtına vurarak. “Söylerken bile inanasım gelmiyor. Malus doğru mu bu? İlk tahmini boşa çıkmış.”dedi diğer adam Malus’un geldiğini görünce ona dönerek heyecanla. Çocuklarına bile anlatacağı kadar değerli bir andı V’nin tahmininin tutmaması. V, Malus’un ismini durunca utançtan hızlıca dönüp herkesi susturmaya çalıştı. “Tahminden sonrası daha da zor. Sen hiç insanların aklını okumayı denedin mi? Dengesizce etrafta dolaşan o kadar bilgi arasından işime yarayanı tek denemede bulabiliyorum. Bunu anlayacak kapasiteniz bile yok!”dedi V bir anda dikleşip kendini olduğundan daha gururlu göstermeye çalışarak. “İnsanların zihnini okuyabilmek sana ait bir başarı değil sonuçta bu yeteneği çalışıp kazanabilmiş değilsin ya.”dedi Malus. Sözleri onları tanımayan birine göre sert gelebilirdi ama V’yi çizgide tutmanın zorluğunu bilen herkesin onaylayacağı bir kabalıktaydı. Bu yüzden iki adam, V’nin iyice keyfinin kaçtığını görmesine rağmen hala üstüne gitmeye devam etti. Tanrı bile biliyordu ki bu V’nin onlara çektirdiklerinin yanında bu hiçbir şeydi. İlk kez ellerine karşı savaş açacak bir malzeme geçmişken bunun rahat rahat unutulmasına izin veremezlerdi. Malus arkasını dönmüş arabaya giderken adamlar kameralarını çıkarmış merkezdekilere de haber salmak için videolu kanıt çekiyorlardı. “Hiç anlamıyorum eğer insanların aklından geçenlere ulaşmak için yapacakları bir sonraki hareketi tahmin etmen gerekiyorsa neden nefes alacaklarını söylemiyorsun ki? Sistemdeki açıklardan faydalansana!”diyip kendi aralarında gülüşmeye devam ettiler. Yediği lafları artık sindirmekte zorlanan V “Sizin gibi iki embesilin içgüdü ile yapılmayan otomasyona bağlanmış hareketlerin ruha açılan kapıda gardiyan olamayacağını anlamasını beklemiyordum zaten.”diyerek hızla başını çevirip uzaklaşırken arkasındaki adamlar konuşmalarına devam etti. “Ne dedi bu şimdi?” “Aklına gelmediği için kıskandı işte.”
“Beni insan içinde azarlamaktan keyif aldığını görüyorum.”dedi V arabanın ön koltuğuna binerken. “Yaşlı adamın kaybolmadan önce gittiği yeri öğrendim. Gelmek istiyor musun yoksa çoktan her şeyi ‘anladın’ mı?”dedi Malus denilenleri cevap vermeye değer bile görmeden oturup kapıyı kapatmasını izledi. “Böyle bir yeteneğe sahip olmam seni geriyor mu?” dedi V arabaya iyice yerleşip inatla daha da yaklaşarak, göz temasını bile kesmeden. İnsanlar onun kendini beğenmişliğinden çoğu zaman rahatsız olurlardı ancak bunu her zaman olağanüstü başarısıyla telafi edebilmişti. Oysa ki bu sefer yeteneğinin kendisi bile saygı görmesine yeterli olmuyordu. “Bu eski haritada nereye gideceğimi bırak nerede olduğumuzu bile anlayamıyorum.”dedi Malus arabanın arkasından aldığı katlanmış haritayı ön camı kaplayacak kadar açıp sokak isimlerini bulmaya çalışırken. “Bazen sanki bensiz daha iyi bir iş çıkaracağını düşündüğünü hissediyorum.”dedi V. Bu sefer Malus’un yaptığı işi bırakıp kendine dönmesini sağlayarak. “Hissederek vakit harcamana gerek yok. Aklımı okuyup bu bilgiye ulaşabilirsin zaten.”dedi Malus bu sefer ona bakan gözlerden kaçmayarak. “Senin aklını okumak vakit kaybı olurdu çok kompleks düşüncelere sahip olmadığın ortada. Her şeyi yüzüne bakarak anlayabiliyorum zaten.”dedi V tekrardan ciddiye alınmasının sevinciyle eski haline geri dönerek. “Hatta keşke tüm suçlular senin kadar sıkıcı düşüncelere sahip olsaydı. Suç oranını yeteneğimi bile kullanmadan etkileyici bir seviyeye düşürebilirdim.”diye de eklemeyi ihmal etmedi. Şans verildiği an kullanmaktan kendini asla geri tutmazdı. “Evdeki adamdan neler öğrendin?”dedi Malus kendini tutamayıp yine münakaşaya girdiği için hayatına lanet ederek. Aslında ne öğrendiğini zerre merak etmiyordu sadece verecek iyi bir cevabı olmadığından konuyu değiştirerek fark edilmeden sıyrılmak istemişti. Tabii koyduğu ağırlığı da kaybetmeden. V tutulan notlara bakmak için deftere uzandı. Malus hala haritada kaybolmuşken bir süre kağıtlara odaklandı. “Anlattığından fazlasını bilmiyor.”dedi işi bittiğinde defteri kenara fırlatarak. “İyi ki gelip bana bu kadar eziyet çektirdin o zaman. Geri dönüşü paha biçilmez oldu.”dedi Malus haritayı kenara fırlatıp bir şey anlama umudunu tamamen yitirerek cama uzandı. Birine seslenip yardım isterse işler daha hızlı ilerleyecekti belli ki haritada bir hata vardı. Yavaşça camı açarken eliyle birine yaklaşması için işaret yaptı. “Geri dönüş istediğinin farkında değildim en son bana ihtiyacın olmadığını söylemiştin hatırlarsan.”dedi V. Dışarıdaki adamlardan biri yardım etmek için yaklaşırken Malus dönüp onun suratına dahi bakmıyordu. “Sana bakıp uzunca bir süre iç çamaşırının rengini düşündü. Böyle bir dönüşe paha biçer miydin?”dedi bu sefer. Eli hala havada olan Malus ve duyacak kadar yakınlaşmış olan adamın bir süreliğine olduğu yerde donmasını sağladı. Sanki adamın bu kadar yakınlaşması özellikle beklenmiş gibiydi. “Neyse yoldan geçen birine sorarız.”dedi Malus elini vitese koyup kafasını çevirmeye cesareti bile olmadan sürmeye başladı. Kendisi de, ne kadar varlığıyla her türlüyü acıyı çektirse de, V’nin tek yapmayacağı şeyin gücüyle öğrendiği bilgiler hakkında yalan söylemek olduğunu biliyordu.
Kahvehanede sırayla önce sahibiyle sonra olabilecek her görgü tanığıyla konuşulması gerekiyordu. Eğer iş arkadaşı ‘velisi’ yanında olmadan sorgu yapabileceğine güvenilen biri olsaydı işinin süresi yarıya düşebilirdi. Kemerini çıkarıp akşama kadar burada olacağını kabullenerek arabadan indi. “Planın ne?”dedi V. hemen arkasından inerek. Biraz birey muamelesi gördükten sonra yolun geri kalanında yine görmezden gelinmişti. “Müdürle konuşup saatleri doğrulayacağım. Sen de gidip insanların atacakları kartları, sayıları falan tahmin et ya da nasıl bir soytarılık seni eğlendiriyorsa.”dedi Malus elinin tersiyle V.’yi kendisinin yanı dışında herhangi bir yere silkelerken. Eğer arkasını bir an bile dönmeye tenezzül etseydi kendisini şaşırtacak ve sonraki olaylar için uyarabilecek bir yüz ifadesiyle karşılaşabilirdi.
İkisi de müdürün odasına doğru sessizce girdi. “Merhaba, polis merkezinden geliyoruz. Dün, gece saatlerinde yaşanan bir kayıp vakasını araştırıyoruz. En son burada görülmüş olduğu yönünde bilgimiz var. Birkaç soru sorabilir miyiz?”dedi Malus profesyonel kişiliğinin yanına biraz sevecenlik katarak. Bu tarz insanları iş birliğine ikna etmek için yarattığı özel bir kişiliği vardı. Adam önce şaşırıp kimin kaybolduğunu sorduktan sonra kötü misafirperverliği yüzünden özür dilerken içeri geçip oturmaları için neredeyse dizlerinin üzerine çöküp yalvardı. İçeri girerken Malus arkasından kapıyı kapatmaya çalışsa da V. inatla dışardan kapıyı itip küçücük kalan aralıktan mucizevi bir doğum hikayesi gibi bazı deri parçalarını kapının kirişinde feda ederek içeri girmeyi başardı. Normalde yaptığı gibi zaferini karşısındakinin suratına bakıp kutlamak yerine gittikçe daha da rahatsız bir ifade suratına yerleşiyor gibi görünüyordu. Malus koltuğa oturup kayıp kişinin en son iletişime geçtiği kişilerin ismini alma umuduyla sorular sormaya başladı ama adam sadece V.’ye odaklanmış oturmasını bekliyordu. Adamın gözlerini takip eden Malus en içten olmayan gülüşüyle oturmasını rica etti. V. “Rica ediyosun.”diye Malus’u yapabildiği en tuhaf sesiyle taklit ettikten sonra omuz silkip küstüğünü belli ederek cama döndü. Adam da arkasından birkaç kere nazikçe sorduktan sonra kendi ofisinde bu kadar basit bir konuda bile otoritesini konuşturamadığı için kel kafasındaki iki tel saçı sinirden diken diken olmuştu. “O oturmadan soru falan cevaplamam.”dedi kendini bu piramidin tepesindeki en vahşi yırtıcı sanarak. “Tamam ama sadece sizin yanınıza otururum. Yeteneğimi duymuşsunuzdur, yanınızdayken daha iyi çalışacak.”dedi V. önündeki sandalyeyi çıkartabileceği hiçbir gıcırtı notasını kaçırmadan uzunca bir süre çekerken adamın bu süreçte gerek yok diye yalvarmalarını görmezden geldi. Sandalyesini tam adamın yanına koyup nefes mesafesi bile bırakmadan oturdu. Bir an sabrını kaybedip patlayacağını düşündüğü Malus, yüzündeki ifade bile değişmeden tekrardan hiçbir şey olmamış gibi sorularına döndü. Onun bu kadar tepkisiz kalması V.’yi daha çok ateşliyordu. Malus ve adam konuşmalarına devam ederken kafasına planladığı olayı harekete geçirmek için an kolladı. Konuşma sırası adama geçtiği gibi bir anda ellerini açıp adamın kel kafasını sağdan ve soldan yuvarlak yapacak şekilde sardı. Adam şokla onu itmeye çalışsa da V. parazit gibi adama daha da çok yapışıyor gözlerini kapatıp bir şeyler gördüğünü mırıldanıyordu. Malus ise ne yapacağını bilmez halde donmuş kalmıştı gerçekten de bu bir yöntem olabilir mi diye kafasında tartıyordu. Göz ucuyla Malus’a bakan V. çıtayı daha da attırması gerektiğine karar verdi. Adamın çırpınışlarını görmezden gelerek sandalyede ayaklarının üstüne fırlayıp bir anda geri dizlerinin üstüne çöktü. saçma sapan uydurduğu kelimelerle bir şarkı söylerken adammın kafasına sağlı sollu vurmaya parmak uçlarıyla hamur gibi ensesinden yoğurmaya başladı. Malus artık yerinden fırlayıp zavallı adamın acısına son vermek için sesini yükselterek dışarı çıkmasını istedi. V. istediğine ulaştığı halde hala memnun olmamıştı. “Katil bu, haberin olsun şarkılarım kanıtların yollarını aydınlattı.”diye daha da fazla saçmalayarak uzatmaya devam etti. Adam sinirden delirmiş ayağa fırladığı anda Malus araya girerek özür dileyip zorla V.’yi arka kapıdan dışarı sürükledi.
V’yi sinirle dışarı fırlattıktan sonra arkalarından kapıyı kapattı. Geriye döndüğündeyse elinde silah tutan V ile burun buruna geldi. “Özür dilemeni istiyorum.”dedi V elindeki silahı Malus’un göğsüne doğrultup. “Şu an hiç seninle şakalaşacak durumda değilim. İndir şunu ve çek git daha adama soracak sorularım var.” dedi Malus. Yüzünde korkunun zerresi bile yoktu. V’nin dalga geçmek adına yaptığı saçma sapan hareketlere çok alışmıştı. Seni ne kadar korkutur ve rahatsız ederse onun bir o kadar hoşuna gidiyordu. Böylece sürekli kurban olarak seçilmeyi de garantiliyordun. Malus içeri geri girmek için bir adım attığında V silahı indirmek yerine yakınlığı avantaj olarak kullanıp silahı Malus’un göğsünden çekip kafasına kadar kaldırdı. Bunun bir eğlence değil de ciddi olduğu düşüncesi Malus’u tedirgin etmeye başlamıştı ama içinden bir ses, inanırsa yine dalga geçilecek kişi durumuna düşeceğini söylüyordu. Geriye bir adım bile atmadan “Ne için özür dileyeceğim?”diye sordu V’nin oyununu oynamaya devam ederek. “Gereksiz olduğumu söylediğin için.”dedi V elindeki silahı hiç oynatmadan. Yüzündeki kararlılık ellerini bile titremekten alıkoyuyordu. “Bu şakaların çok ileri gitmeye başladı. Başkalarını korkutmak sana bu kadar komik geliyorsa büyürken nasıl eksiklikerin olduğunu tahmin edebiliyorum.”dedi Malus, kafasına silah tutulmasıyla kalan sabrını bir anda tamamıyla kaybederek. “Seni çok ciddi olduğum konusunda temin edebilirim. Sana ne kadar yaklaşmaya çalışırsam çalışayım beni görmezden geliyorsun. Senin gözünde sadece şımarık bir çocuktan ibaret olmaya katlanamıyorum.”dedi V. arka sokağın ıssızlığından güç alıyordu. Bu sorun burada sonuca varılacaktı ya da elinde tuttuğu gücü kullanmak dışında başka bir şansı kalmayacaktı. “Hiç gelişme göstermeyen birini sadece potansiyelinin gölgesinden gördüklerimle destekleyebilecek biri değilim. Beni vurabilecek cesareti de o gölgenin derinliklerinde bile göremiyorum”dedi ve elini kapıya uzattı Malus. O anda gelen silahın ateşlenme sesiyle refleks olarak kafasını kollarının arasına alıp olduğu yere çöktü. Bir anlığına gerçekten öldüğünü sanmıştı. Eliyle yere tutunup biri tarafından avucuyla sıkılıyormuş gibi sıkışan kalbinin kontrol altında girmesini bekledi. V başında hafifçe eğilmiş omzunu sıvazlayıp sakinleşmesini söylüyordu. Gözü hala kapalıyken aldığı nefeslerin hızı düzene girdiğinde çıldırmışçasına bir sinirle V’ye döndü. “Kafayı mı yedin? Angut herif çek elini!”diye bağırıp hızla duvardan destek alarak olduğu yerde doğruldu. V’nin hala elinde duran silahı aldı ve suratına yumruğunu geçirdi. V. ise bütün bu olanlara tamamen teslim olmuş ne sırıtıyor ne somurtuyor sadece bekliyordu. “Seni nasıl vurabilirim ki?”dediği anda Malus’un gözleri V’nin ayağından akan kan gölüne döndü. “Ne yapmaya çalışıyorsun? Seni anlayamıyorum.”dedi Malus stresten elinde silah tuttuğunu bile unutup iki eliyle gözlerini çıkarırcasına ovuştururken. Kişiliği yardım etmek istese de ona karşı gelen elinin, devamlı bir isteği vardı; bir mermi de kendisinden çıkmalıydı. “Diğer insanların yanında seveceklerini bildiğin kişiliğine bürünürken neden beni kendinden nefret ettirmeye çalışıyorsun?”dedi V artık yüzündeki ciddiyet önceden ne yapmış olursa olsun, şüphe edilecek bir ifadede değildi. Öylece kıpırdamadan durmuş uzun zamandır merak ettiği soruyu sorma cesareti gösterdiği için ne hissetmesi gerektiğini bilmiyordu. Gelebilecek cevaplardan korkuyor ama ciddiye alınmamaktan daha da çok korkuyordu. Malus da neyi ne zaman ciddiye alması gerektiğini bilen bir insandı ancak bu sefer yüzünde normalde saklayabildiği duygularından şaşkınlık net bir şekilde kaçmış ve kendini belli etmekten çekinmiyordu. Bunca zamandır düşüneceği en son şey V’nin ona değer verebilme ihtimaliydi. Onun, içten içe ciddiye alıp bu eşsiz yeteneğiyle bile onayını aradığı kişi kendisi olamazdı. Şu ana kadar yaptığı her yersiz yorumun ağırlığı altında ezildiğini hissetti. V’nin gözleri sanki hayatının geri kalanı buna bağlıymış gibi ona odaklanmış bir cevap bekliyordu. Sanki ne kadar denerse denesin istediği tepkiyi alamayacağının farkındaymış gibi zaman geçtikçe kaşları yavaşça birbirine yaklaşıyordu. Malus’un gözleri bir anlığına göz temasından kaçınıp karşısında duran kanlar içindeki ayağa kaydı. V’nin bakışları da onunla beraber kendi ayağına döndü. Gözleri tekrar birleştiğindeyse, Malus ona bakan gözlerin kendi ağzından çıkacak tek bir cümle için verdiği savaşı düşündükçe kalbi sıkışıyordu. “Dediklerimi tekrar et.”dedi Malus. V anlamadığını belli edecek bir şekilde hafifçe kaşlarını çattı. “Şimdi kendini vuracaksın demeni istiyorum.”dedi Malus silahı ayağına doğrultarak. “Hayır yapma!”dedi V. Malus’a doğru atılıp elinden silahı almaya yeltendi. Malus ise kafasına bu fikri koyduğunu ve artık değişmeyeceğini göstermek için silahı da kendi kafasına doğrulttu elbette sıkmayacaktı ama V. kafasının içine girene kadar bunu bilemeyecekti. Onu durdurmayı başarması yeterliydi. Son uyarısını yaptığını belli eden bir tavırla tekrarlamasını istedi. Olduğu yerde kalakalmış V. yaptığı planın gidişatının ellerinden kayıp gitmesinin korkaklığıyla isteğini yerine getirmek zorunda hissetti. V. “Şimdi kendini vuracaksın.”dediği an Malus’un tekrar ayağına doğrultulttuğu silah ateşlendi. Arkasından çıkan acı çığlık yankılanarak sanki sonsuza kadar sürmüş gibi geldi kulaklarına, ardından da düşünceler yavaşça beynine akmaya başladı. Tek ayağının üstünde sekerek, yerlerde kıvranıp küfürler savuran Malus’un yanına çöktü ve düşüncelerinin içinde gezinmeye başladı. Baştaki çoğu düşüncesi çektiği acıdan gelen ağır küfürlerdi. Sonraysa beklediği kadar kahramanca duruş sergileyemediği ve yerde kıvranan bir solucana döndüğü için yaşadığı utançla doldu. Acı daha da hafiflediğinde kimseye anlatamadığı bazı düşünceleri ortaya çıktı. “Elinde gerçek duygularım varken neden yarattığım imitasyonun peşinden koşuyorsun? Nefretim bir gün sevgiye dönebilir ama sahte sevgimi herhangi gerçek bir duyguyla değiştiremezsin.”
Malus arkasındaki kapının hızla açılmasıyla sıçrayıp acı içinde arkasını döndü. Karşılarında kahvehane sahibi elinde kanla kaplanmış bir bıçakla duruyordu. Kimsenin burada olmasını beklemeyen adam arkasını döndüğünde bu tuhaf ikiliyi karşısında görünce çığlık atarak kapıyı tekrardan açıp geri içeriye girmeye çalıştı. Kapıyı tutmaya çalışırken bıçak elinden kayıp düştü. İki çift göz, her hareketini daha da büyük bir şok içinde izlerken gergin ve sahte bir gülüş atıp hemen bıçağı arkasına sakladı. “Siz hala burada mıydınız ya?”dedi tekrardan gergin olduğunu tamamen açık eden bir gülüşle. Yüzüstü ölü gibi yerde yatan Malus hafifçe kollarının üzerinde doğruldu. Arkasına yaslanmış sırıtan V. ise az öncekinin aksine keyfi yerinde gibiydi. “Bu arada burnunuzda sümük kalmış içeride söylemeyeyim dedim de sizin fark edeceğiniz yok gibi.”dedi hala olduğu yerden kıpırdamadan. Utanç bir insana her şeyi unutturabilir diyebiliriz çünkü adam baskın elinde bıçak tuttuğunu unutup kolunu burnuna götürüp sürtmeye başladı. Temizleme işleminin yarısında ne yaptığını fark edip bir süreliğine dondu ve kafasında ne yapması gerektiğine dair küçük bir hesaplama yaptı. Bu kadar salak bir insanın zihni gerçekten de dışarıdan bile okunabiliyordu. Düşünme işlemi sona erdiğinde arkasını döndüğü gibi elinde bıçağıyla koşmaya başladı. Malus duvardardan destek alarak arkasından durması için emirler yağdırarak sekmeye başladı. “Kalksana!”diye bağırdı yarı sürünür yarı koşar halde arkasını dönüp, hala kalkma aşamasında olan V’yi gördüğünde. “kolumuza ateş edemezdik, değil mi?!”diye ekledi sinirden ve acıdan tiz çıkan sesiyle. “Katille karşılaşacağımızı nereden bilebilirdim?”dedi V. koşarak Malus’a yetişmişti. “Evet, kayıp ve cinayet soruşturmalarında en son karşılaşacağımız şey katildir zaten.”diye cevap verdi ama acıdan sesi bu sefer o kadar tiz çıkmıştı ki ikisi de bu durumda bile kendilerini gülmekten alıkoyamadı. Adam gözle görünür bir yerde bile değildi. İkisi sağa sola yalpalayarak bir insanın şehirlerarası yolculuk yapabileceği sürede ancak kahvehanenin önüne kadar gidebildiler. Tavla oynayan amcaların yanından acı çeke çeke geçmelerine rağmen kimse dönüp ne olduğunu sormayı bırak garipseyip suratlarına bile bakmadı.
“Yetti artık bu saçmalık. Uyandırın şu salağı.”diye bir ses duyuldu. Sesin nereden geldiği anlaşılmıyordu. Yukarıdan geliyor gibiydi ama Malus kafasını çevirip kontrol etmek için baktığında sadece üzerlerinde duran tenteyi gördü. Bir insan orada olması için tüm üst yapıyı yerle bir edip mekanın ortasına tavanla beraber düşmesi gerekirdi. Şaşkınlık içinde sağa sola baksa da ortalıkta kimse yoktu. En azından etraftaki herkes 70 yaşlarında bir kadın sesiyle konuşabilmek için çok testosteronluydu. Dönüp bu sefer onu da kendi kadar şaşkın görme beklentisiyle V.’nin suratına baktı. V söz konusu olduğunda her zaman yaşadığı gibi yine umduğunu bulamadı. Somurtarak en yakındaki sandalyeye çöküp “Tam da eğlenmeye başlamıştık.”dedi V. Ne olduğu hakkında iyice kafası karışan Malus “O ses kimden geldi?”dedi. Belki de göremediği çok mantıklı bir açıklama vardı. “Yukarıdan geliyormuş gibiydi…”diye ekledi küskün bir şekilde oturan V’yi konuşmaya itmeye çalışarak. “Olayların gidişatına göre gayet mantıklıydı. Arada bir eğlenmeme de mi izin yok?”dedi V aniden sinirle ayağa kalkıp yukarıya doğru kollarını sallayarak lanetler yağdırmaya başladı. Neler olduğuna hala anlam veremeyen Malus, V’nin ayağından akan kana bakıp derin bir iç çekti. Hastaneye gitmek için araba anahtarlarını eline aldı ve V’yi çağırma amacıyla elini kaldırdıramadan şakaklarına giren ağrıyla kollarını başına sardı. Her göz kırpışında karşısındaki manzara daha da bulanıklaşıyor gitgide kararıyordu. Yardım için sesi çıkmıyor, kendini zorladıkça yediği yemekler sırayla yukarı doğru ilerliyordu. V’nin yerini ve ne yaptığını kestirmeye çalışıyor gittikçe daha güçsüz düşen bedeniyle ona ulaşmaya çalışıyordu. Nefesi, gözlerine ne olduğunu anlayamamanın gerginliğiyle daha içeri giremeden hızlıca dışarı itiliyordu.
Başı o kadar şiddetle dönüyordu ki önündeki dümdüz yolda attığı her adım bir merdivenden inercesine tüm bedenini yavaşça aşağı doğru çekiyordu ayağının acısı artık odak noktası değil, kendini hissetirmiyordu bile. Topallarcasına ilerlerken el yordamıyla sandalyelerle kendine bir yol çizmeye çalışıyordu. Gözleri masada, bacakları bitmeyen bir merdivende kafasıysa çoktan önüne düşmek üzereydi. Anlından ve ensesinden soğuk terler akıyordu. Vücudunun her yanı ona durmasını söylüyor olsa da gözlerini çevreleyen karanlıktan çıkmadan pes etmeye niyeti yoktu. Destek aldığı masanın üzerinde çaresizce uykuya dalmak isteyen kafasını üst vücudunu eğerek koydu. Halsizlikten bacağı kendiliğinden kıvrılıp dizleri yere düştü. Kendi kafasını taşıyamayacak haldeydi. Titreyen bacaklarını güçlükle tekrar yerden kaldırdı ve masanın yanlarını elleriyle kavradıktan sonra kafasını hızlıca kaldırıp sertçe masaya vurdu. Bilincinin biraz da olsa açıldığını hissedince derince bir nefes aldı. Artık gözlerinin bulanık halde bile göremediği V’nin eskiden durduğu yere, boşuna harcadığı bir güçle uzanmaya çalıştı. Anlının ortasındaki kan masaya damlarken bacakları, vücuduyla beraber bulunduğu yüksekliken görüşünden daha koyu bir boşluğa doğru düştü.
“Neredeyim ben?” dedi Malus yüzüne direkt olarak tüm şiddetiyle verilen ışık karşısında gözlerini kırpıştırmaktan bulunduğu çevreyi kavramakta zorluk yaşıyordu. “V. iyi mi? Önce onu kontrol edin.”diye ekledi. Kanamasının derecesinden ve ciddiliğinden de bahsetmek üzereyken sözü ses tonundan çok sinirli olduğu anlaşılan biri tarafından kesildi. “Hala V. diyor gerizekalıya bakın.”
Bu agresiflik ve eşliğinde gelen hakareti hak edecek ne yaptığını çözememişti. Gözleri yavaş yavaş ortama alışırken kendisi de sinirlenmeye başladı. Bu şekilde itilip kakılmanın karşısında sakin ve olgunca tepki verme eşiğini çoktan geçmişti. “Neden…”diyerek başladığı cümlenin sonunu getiremeden kafasına ve vücuduna bağlı kabloların farkına varmasıyla durdurdu. Tehtidkar şekilde salladığı parmağını ve elini ilk kez görmüşçesine şok içerisinde sağa sola çevirip duruyordu. “Ne yapıyorsunuz bana!”
Odaya şaşkınlık ve sinir hakimdi. Kimse çıt çıkarıp da beyaz önlüklü yaşlı kadının öfkesini kendine çevirmek istemiyordu. Yatakta yatan ve ne olduğundan habersiz aklını yitirdiğini sanarak çırpınan adamı çaresizce izliyorlardı. En sonunda yaşlı kadın, üzerinde başka tuş kalmadığından, klavyeye son yumruğunu atıp adama döndü. Elleriyle sürekli saç derisini ovuşturup köklerinden saç tellerini çekiştiriyordu. Hayatının araştırmasının ellerinden kayıp gidişini adım adım izlemiş olan biri için, sakin bir duruş sergilediği bile söylenebilirdi. “V diye biri yok embesil seni. Çok yönlü niteliklerini ölçmek için hazırlanan sanal bir iş başvurusu içerisindeydin.”dedi ve dönüp bu sefer de bilgisayarların kendisine vurmaya başladı. Bağırışları, eğer sadece sanal hayatta var olan ve sistemin içine giren herkesin partneri olmaya programlanmış birine karşı olmasaydı, yönetilen kişinin tüm itibarını yerlebir edecek sözlerden ibaretti.




Yorumlar